top of page

TUHAF

Fotoğrafın Garip, Rahatsız Edici ve Büyüleyici Yüzü Üzerine

Bir fotoğraf makinesinin obtüratörü açılıp kapandığında, yalnızca ışık değil bazen de gerçekliğin en tuhaf, en ele avuca sığmaz anı kaydedilir. Fotoğraf sanatı, kendi doğası gereği, olağanı olağandışına dönüştürme kapasitesine sahip tek görsel dildir. Çünkü fotoğraf yalan söyleyemez; ama hakikatin en absürt yüzünü de yalnızca o gösterebilir.

"Fotoğraf makinesi bir tanıktır; ama bazen en rahatsız edici tanıklar doğruyu söyleyenlerdir."

— Susan Sontag, Fotoğraf Üzerine, 1977

Tuhafın Anatomisi: Bir Kare, Bin Soru

"Tuhaf" kelimesi, pek çok dilde hem cazip hem de itici bir çekim alanı yaratır. Fotoğraf söz konusu olduğunda bu ikirciklik daha da derinleşir. Robert Frank'ın 1958'de yayımlanan The Americans adlı kitabı, Amerika'nın parlak cephesinin ardındaki kasvetli ve tuhaf iç yüzünü gözler önüne serdiğinde, eleştirmenler çalışmayı önce reddetti. Editörler "çok karanlık, çok yabancı" dedi. Bugün ise o kitap, fotoğraf tarihinin dönüm noktalarından biri sayılmaktadır.

Tuhaf olan nedir? Normun dışında kalan şey mi? Yoksa normun içindeki, fark edilemeyen ama bir kez görülünce gözden silinemeyen şey mi? Fotoğraf sanatçıları bu soruyu, kamera aracılığıyla onlarca yıldır farklı biçimlerde yanıtlamaya çalışıyor.

 

Diane Arbus ve "Ötekiler"in Yüzü

Fotoğraf tarihinin en tartışmalı ve en büyüleyici isimlerinden biri olan Diane Arbus, 1960'lar ve 70'lerde alışılmışın dışında kalan insanları; cüceler, ikizler, drag queen'ler, akıl hastanesi sakinleri ve sıradan görünen ama kadrajında tuhaf bir ağırlık taşıyan bireyler fotoğrafladı. Arbus, "Normal insanlar beni korkutuyor. Tuhaf olanlar ise zaten hayatın ağırlığını taşımayı öğrenmiş; onlarda bir rahatlama var" diyordu.


Arbus'un 1967'de çektiği "Identical Twins" fotoğrafı, yüzeysel bakışta sıradan bir portredir. İki küçük kız kardeş, kameraya bakıyor. Ancak ne kadar uzun bakarsanız, iki yüz arasındaki ince fark o kadar belirginleşir — biri hafifçe gülümsüyor, diğeri ise içinden geçen düşünceyi belli etmeden öylece duruyor. O kare, ikizlik kavramını sorgulayan, tuhaf bir varoluş sorusuna dönüşüyor.

"Bir fotoğraf bir sır hakkında bir sırdır. Ne kadar çok şey anlatırsa o kadar az şey biliyorsunuz."

— Diane Arbus

Kameranın Gördüğü Kazalar: Tesadüfün Sanatı

Fotoğraf tarihinin en tuhaf anlarından bazıları planlı değil, kazara ortaya çıkmıştır. 1917 yılında iki İngiliz kız kardeş olan Elsie Wright ve Frances Griffiths, bahçelerinde peri fotoğrafları çektiklerini iddia ettiler. "Cottingley Perileri" olarak bilinen bu fotoğraflar, döneminin ünlü dedektif yazarı Arthur Conan Doyle'u bile ikna etti. Yıllar sonra ortaya çıktı ki karton kesik figürler kullanılmış; ama o tuhaf görüntüler onlarca yıl boyunca tartışıldı.

 


Bir başka tuhaf fotoğraf anı, 1984'te yönetmen Stanley Kubrick'in setinde yaşandı. Full Metal Jacketçekimleri sırasında set fotoğrafçısı Murray Close, bir sahneyi fotoğraflarken kadrajına yanlışlıkla giren bir ayna, Kubrick'i yansıttı. O tek kare, yönetmenin setindeki tek belgesel görüntüsü oldu — tuhafın tam da tesadüfle buluştuğu nokta.

Gerçeklik mi, Kurgu mu? Fotoğrafın Ahlaki Tuhaflığı

Jeff Wall gibi sanatçılar, gerçekmiş gibi görünen ama tamamen kurgulanmış sahneler yaratır. Wall'ın A Sudden Gust of Wind (1993) adlı eseri, Hokusai'nin bir baskısından ilham alınmış; saatlerce süren bir çekimle 100'den fazla fotoğrafın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bakıldığında tamamen spontane bir an gibi görünür.


 

Bu durum bize şu soruyu sordurur: Fotoğrafın tuhaflığı yalnızca içeriğinde mi yatar, yoksa onun gerçek mi yoksa kurgu mu olduğunu bir türlü kesin olarak bilemeyişimizde mi? Belki de fotoğrafı diğer görsel sanatlardan ayıran ve onu kalıcı olarak "tuhaf" kılan şey tam da bu belirsizliktir.

Türk Fotoğraf Sanatında Tuhaf: Ara Güler'den Günümüze

"Dünyanın Gözü" olarak anılan Ara Güler, İstanbul'un tuhaf anlarını yakalamakta eşsizdi. 1950'lerin Boğaz'ında sisli sabahlar, Kapalıçarşı'nın karanlık köşelerinde yüzü gölgede kalan esnaf, yağmurda yansıyan minare siluetleri... Güler'in kadrajında her sıradan an, içinde bir muamme taşır gibi görünür.

Günümüz Türk fotoğraf sanatçıları ise bu mirası farklı biçimlerde taşıyor. Kentsel dönüşümün ortasında kalan insanlar, gecekonduların yıkılışını belgeleyen kareler, ya da dijital çağın ironisini konu eden kavramsal çalışmalar — hepsi kendi dönemlerinin tuhaplığını kayıt altına alıyor.

 

Sonuç: Tuhaf Olan, Dönüştüren Şeydir

Sanat tarihinde tuhaf olan, çoğunlukla zamanının ilerisinde olan şeydir. Bugün garip bulunan, yarın klasik olabilir. Fotoğraf bu dönüşümün en hızlı ve en sarsıcı sahnelerinden birini sunar bize: bir an içinde donmuş, ama anlam olarak sürekli hareket eden kareler.

Belki de her iyi fotoğrafın içinde bir "tuhaf" an vardır. Belki de biz, o tuhaplığı fark ettiğimiz an, sanatla gerçek anlamda temas kuruyoruz. Ve belki de fotoğraf makinesini elimize alıp deklanşöre bastığımız her seferinde, dünyaya biraz tuhaf bakmak için küçük bir cesaret gösteriyoruz.

"Fotoğrafçılık, görünmeyeni görünür kılma sanatıdır."

— Minor White

Kaynaklar

Susan Sontag — Fotoğraf Üzerine (1977)  ·

Diane Arbus — Monograph (1972)  · 

Jeff Wall — Selected Essays (2007)  · 

Ara Güler — İstanbul (2009)  · 

Cottingley Fairies (1917) —

Public Domain / Wikimedia Commons

 

 

 

 

 
 
 

Comments


Bize Ulaşın

bottom of page